Siz de ağaçları, bankları, sokakları örgülerinizle renklendirmek ve neşelendirmek ister misiniz?

11.05.2016

Hikmet Ekşi'nin kendi kaleminden örgü bisiklet hikayesini, örgü tutkusunu takip edebilirsiniz...

 

"Örgü Elbiseli Bisikletlerim,

Kadıköy Belediyesinin “Bisiklet Festivali” organize ettiğini duyunca benim örgü bisikletlerimi de sergileyip paylaşmak istedim.

2013 yılında Capitol’de düzenlenen “yarn bombing” festivaliyle tanımıştım bu sokak süsleme sanatını ama birebir ilgilenmem 2015 yazını buldu. Çalışma hayatım “part time” a dönünce benim gibi hiperaktif bir insana deniz & güneş yetmedi, önce kazma & kürek bahçeye giriştim, çiçeklerle haşır neşir oldum, sonra yazlıkta evin çevresinde çit, duvar, ne olduğu belirsiz borular vs her ne varsa kendimce bir tadilat, renklendirme, neşelendirme, güzelleştirme işine giriştim.  Vakti zamanında anten takmak için yapılmış 3 boru atıl kalmış ama kimse de kesip atmamış bir şekilde birgün lazım olur diye herhalde, önce bunlara birer ikişer rüzgar gülü taktım. 25 lira vermiştim bu rüzgar güllerine ama 25 saat bile dayanamayıp uçup gittiler. Rüzgar güllerini hiç düşünmeksizin siyah seloteyple tutturmuştum borulara, ama hepsi uçunca,  borular çok daha çirkin kaldılar. Ne yapsam da daha şık dursalar dedim ve aklıma ip sarmak geldi, sonra sarmak güç olacak, örüp takayım dedim ve başladım en küçük borudan örmeye, çok sempatik geldi gözüme, ardından 2-3 yazlık komşumdan ve ablalarımdan da rica ettim kollektif bir çalışma olsun diye, artık güneşlenirken, çay-kahve sohbetlerinde, bahçede muhabbet ederken hemen hemen herkesin elinde bir tığ ve renkli yumaklar vardı. Altınoluk’taki yarn bombing maceram işte böyle başladı, borularla başlayan çalışma, ağaç, metal çerçeve, güneş şemsiyesi, süs kabağı ve bisiklet gibi objelerle devam etti.

Her bir çalışmamın bir ayrı hikayesi ve o çalışmaları yaparken çevremdeki tanıdık, tanımadık insanlarla sohbetlerim, onların enteresan soruları, yorumları var. Bunları becerebilirsem inşallah bir gün kaleme almayı da düşünüyorum ama şimdiki konumuz bisiklet olduğuna göre ben size bu iki bisikletimin hikayesini anlatayım.

İlk bisiklet çalışmam oğlumun (Yakup Yamaç’ın)  yazlıkta ıskartaya çıkan eski bisikletiydi. İlk önce ön tekerini bitirdim, tekeri bisikletten söküp, ördüğüm iki daire motifi monte edişim bir yaz sabahının ilk saatlerini buldu, çok güzel gelmişti gözüme, sarılıp okşayıp duruyordum cansız ama renkli tekeri, evirip çevirip her iki yüzüne bakıyordum, balkondaki salıncağa kırlent gibi yerleştirip seyrediyordum karşısındaki sandalyeye oturup, vakit ilerlese de ev halkı uyansa, komşular tekerimi görse diye zor bekliyordum. Nihayet ilk komşu göründü, Tuncay Abiiii  günaydın, tekerim nasıl olmuş ? Harika J Kaç kişiye gösterip “güzel, harika, süper...  vs” cevapları almaya uğraştığımı unuttum J)) Evet herkes çok beğendi beğenmesine ama en büyük ablam sahip de çıkmak istedi, zira evi müstakil & bahçeli, yok olmaz dedim, benim ona biraz doymam lazım, biraz seyretmem lazım, belki bir süreliğine gönderir sonra yine geri alırım dedim. Sahiplenmek duygusu belli ki bizim ailede biraz yüksek, yetmedi bu kadarı ablama ve kalkıp depodan torununun (Havva Azra’nın) eski bisikletini kaptı getirdi o zaman bunu yap, bunu koyalım benim bahçeye dedi. Tamam dedim ama hepinizden yardım isterim hep beraber öreceğiz. Ve öyle de oldu, 4 teker ve ufak bisikletin sepetinin çiçekleri yaz sonu bitti. Yarı mamul olarak İstanbul’a getirdiğim iki bisikletten büyük olanını bitirmek daha kolaydı, zira alengiri çok yoktu üzerinde, teker motiflerinin renklerine göre gövde rengini seçmek de zor olmadı, Arka tekeri motifi takmak için çok güzel sökmüştüm ama mühendis olmam yetmedi bu söktüğümü toplamaya J, bisiklet tamircisine de götürdüm fayda etmedi, dönme fonksiyonunu yok edip öylesine monte ettik tekeri yerli yerine, “görüntü var ses yok” durumuna geçti bizim bisiklet, hareketten emekli ettik onu ve şimdi evimizin girişinde duvara asıldı, portmanto olarak kullanılmakta. Ve sevgili oğlum Yamaç rahmetli  babamın ismini de taşıdığı için bu bisiklete YAKUP adını verdim.

Ardından sıra ikinci bisikletteydi ama teker renkleri o kadar ayrı telden çalıyor, sepetteki çiçekler o kadar birbirinden farklıydı ki, ne renk seçsem, örgü mü olsa, ip mi sarsam düğün düğün dur, kaç kere başladım ve beğenmeyip söktüm hatırlamıyorum, çalışma, ev işi, oğlanın okulu, spor, gezme, tozma vs derken uzadı da uzadı, ablamın hadi artık YAKUP’u bitirdin HAVVA ne zaman bitecek, sıkılmıyor musun evin orta yerinde bir bisikletin durmasından sözleri de cabası. Sonra bir arkadaşım bi dolu sarı ip verdi bana yarn bombing çalışmalarıma destek olmak için. Hah dedim işte, niye düşünüyorum zaten bu bisiklet sarıydı, sarı olacak yine gövde. Ördüm denedim olmadı beğenmedim, ipi zincir çekip doladım, paslı yerler vardı o kısımlardan birkaç kez fazla doladım pası kapamak için yine olmadı. Söktüm yine doladıklarımı. Sarı ve beyaz oje aldım, paslı yerleri bi güzel ojeyle kapamaya çalıştım, gayet iyi oldu, ardından tekar dolayarak kapadım tüm sarı aksamı. Ve diğer detaylara geldi sıra: gidon, sele, pedal, zincir muhafazası..... üffff ne çok detay vardı bu bisiklette, sıkıldım koydum kenara, bu arada 7-8 ağaç daha giydirdim 2 tanesi yurtdışında (Roma ve Amman’da olmak üzere) ve geçen günlerde instagramda Kadıköy Belediyesinin Bisiklet Festivalini görünce, hadi kalk tamamla HAVVA’yı dedim, Havva da rahmetli annemin adı ve işte cumartesiyi pazara bağlayan gece Havva da tamamlandı. Eminim babam da, annem de yattıkları yerden “hay deli kız, yine buldu sayacak bir pösteki”  deyip gülümsüyorlar bana..

Ben yaparken çok keyif aldım, çok stres attım, bir renkten öbür renge geçmek, hadi bu sıra da bitsin bi çay içerim demek, örerken bir yandan da sohbet etmek paha biçilmez bir mutluluk verdi bana. Umarım siz bisiklet severleri de gülümsetmiştir bu örgü elbiseli bisikletlerim. 

Diğer çalışmalarımı takip etmek isterseniz instagram hesabım HİKMETEY"

https://www.facebook.com/Nakoiplikleri/ 

Hikmet Ekşi Yıldız

Nisan 2016

GÜVENİLİR ALIŞVERİŞ

75 TL VE ÜZERİ ÜCRETSİZ KARGO

MÜŞTERİ MEMNUNİYETİ